Murat Han
Vazgeç Gönlüm Şubat 7th, 2008|
|
1998 yılının bir yaz günü iner yeni mezun genç oyuncu ‘adayı’ Murat Han’ın uçağı Los Angeles’a. Cebinde biriktirdiÄŸi birkaç kuruÅŸ, kafasında gelecek düşleriyle gelmiÅŸtir ‘rüyalar ülkesi’ne. Ama bir ‘Amerikan rüyası’ deÄŸil, oyuncu olma yolunda ‘baÅŸka türlü bir ÅŸey’dir peÅŸine düştüğü. Kısa sürede görür ki ne Hollywood o hayal ettiÄŸi Hollywood’dur ne de orada onu bekleyen güllük gülistanlık bir hayat vardır. Ama konservatuvar sınavına girmek için hastaneden kaçan birini hangi güçlük yıldırabilir ki? Hele bir kafasına koymayagörsün…
 Murat Han’ın mütevazı bir memur ailesinden Los Angeles’a uzanan hikâyesi, oyuncu olarak belli bir yaşın rollerine mahkûm olmak istemediÄŸi için gizli tuttuÄŸu bir yılın 1 Mayıs günü Ankara’da baÅŸlar. Erzincan’dan Ankara’ya göç etmiÅŸ Feyzullah Bey ile Temam Hanım’ın iki kız evlattan sonra dünyaya gelen biricik oÄŸulları olarak çocukluÄŸu haliyle biraz şımartılarak geçer. Amca oÄŸulları hep doktor, avukat, mühendistir, onun payına da uçak mühendisliÄŸi hayali düşer.
İlkokulda sınıf birincisidir, ama ortaokulda kızlar keÅŸfedilir, saçlar jölelenirken dersler asılmaya baÅŸlanır. Mimar Kemal Lisesi’nde okurken “Yunus Emre” oyunuyla tiyatro girer hayatına. Yunus’u oynamak Murat Han’a düşmüştür, bunu Shakespeare’in “BeÄŸendiÄŸiniz Gibi”si izler. Ve birden bir ışık yanar kafasında. Bütün cesaretini toplayıp ailesine durumu açar. “Dershaneye boÅŸuna para ödüyorsunuz” der, “Ben oyuncu olmak istiyorum”.
Elemeyi geçer
Åžanslıdır ki, oÄŸullarının kararlarına saygı duyan bir anne babası vardır. Devlet Tiyatroları’ndan Mehmet Åžahin onu sınava hazırlarken kendisi de deliler gibi çalışır. Arkadaşı Sinan’la beraber sabahları 5′te kalkıp Oran Sitesi’ndeki koruda ses, nefes, diksiyon egzersizleriyle akÅŸamı ederler. Pirandello’nun “AÄŸzı Çiçekli Adam”ını ve Nâzım Hikmet’ten bir ÅŸiir hazırlar Bilkent’in sınavı için ve birinci elemeyi geçer. Arkadaşı Sinan da… İki kafadar çalışmalarını sürdürürler, apandisti patlayan Murat Han ölümden dönüp hastaneye kaldırılana kadar. “Yatman gerek” diyen doktorları dinlemeyip üçüncü gün hastaneden kaçar. Bol bir pantolon içinde topallayarak girdiÄŸi ikinci elemeyi de kazanır ve Bilkent’te burslu olarak okumaya baÅŸlar.
AkÅŸamları bağıra çağıra çalışabilmek için yurtta kalmayı tercih eden çok baÅŸarılı bir öğrencidir. Ama üçüncü sınıfta adını koyamadığı bir ÅŸey rahatsız etmeye baÅŸlar onu. “Sanki bir evrensel, bir de geleneksel oyunculuk türü var” gibi gelir ona ve en sonunda yurtdışı olanaklarını araÅŸtırmaya karar verir. Neticede Marlon Brando’nun, Robert de Niro’nun yetiÅŸtiÄŸi Stella Adler Oyunculuk Akademisi’ne ulaşır. Yazları güneyde barlarda çalışarak biriktirdiÄŸi az bir parası vardır. Bir de saÄŸlam bir inadı. “Gider çalışır, bir ÅŸekilde ayakta dururum” der ve Bilkent’ten mezun olduÄŸu yaz ABD macerası baÅŸlar.
Okulda oyuncu olarak yoÄŸrulurken, oradaki hayat da insan olarak çok deÄŸiÅŸtirir Murat Han’ı. Rus ev arkadaşı Vladimir’le baÅŸlayan ‘farklı olanı kabul etme’ süreci sonunda anlar ki, kendisine benzemiyor diye kimseyi yargılamaya hakkı yoktur.
Yorum yapın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Son Yorumlar